"Anora" (2024) 6 milyon dolarlık minik yapım bütçesiyle 5 Oscar ve Cannes büyük ödülü Altın Palmiye kazanmıştı..."Anora" 2024'ün mucize filmiydi...

Bu yılın (2025'in) en iddialı filmlerinden bilimkurgu, korku, kara komedi,hiciv- taşlama "Mickey 17" ise son derece büyük bir hayal kırıklığı...1969 doğumlu Güney Koreli yönetmen Bong Joon Ho'nun 118 milyon dolar harcadığı film yılın en büyük fiyaskosu bile olabilir...Yönetmen daha önce sadece 11 milyon 400 bin dolarlık bütçeyle gerçekleştirdiği "Parasite"le 4 Oscar ve Cannes büyük ödülü Altın Palmiye kazanmıştı...

Masum bir dolandırıcılık,kıskançlık öyküsü gibi başlayan ve cinayet,cinnet, katliam, kan gölü, zenginde pek çok yoksulda hiç yok öyküsüne dönüşen "Parasite" sınıf ilişkileri,ezenler ezilenler, sömürenler ve sömürenler hakkında yapılmış en derinlikli filmlerdendi...Güney Koredeki gelir adaletsizliğini, uçurumlarını, zenginlerin çok zengin yoksulların çok yoksul olduğunu sergiliyordu...

Brad Pitt'in yapımcılarından biri olduğu "Mickey 17" ise Stanley Kubrick'in "2001"ini (1968) aşma iddiasındaki yönetmenin en kötü filmi olarak hatırlanacak...Filmin tek iyi tarafı uzaylı yaratıkların barbar olmaması, barışçı,masum ve zararsız, filmin kötü adamlarının açgözlü dünyalı kapitalistler,politikacılar olması...

Filmde (Mickey 17) Robert Pattinson'ın oyunculuğu birinci sınıf...

Pattinson yönetmen Christopher Nolan'ın bir bölümünü Karadeniz Ordu'da çekeceği Homeros uyarlaması "Odyssey" (2026) filminin de yıldızı...

İhtiyar Delikanlı (Oldboy) ve Hizmetçi (The Handmaiden) filmlerinin yönetmeni Park Chan-wook Pattinson'un bu filmdeki (Mickey 17) yorumunu çok takdir etti...

Filmin (Mickey 17) kâra geçmesi için dünya çapında en az 275 milyon dolar hasılat yapması gerekecek.Şu an ki hasılatı 121 milyon dolar..

Tam bir garbage-çöp film: Snow White 2025 1937'de Kuzey Amerika sinemalarında 62,608,696 seyirci toplayan animasyonun 270 milyon dolarlık animasyon olmayan, basmakalıp, klişe, ruhsuz, özensiz, yaratıcılıktan yoksun uyarlaması...Yapılan masrafını kurtarabilmesi için yaklaşık 900 milyon dolar hasılat yapması gereken bu film de battı...Çünkü dünya hasılatı sadece 143 milyon dolar!

Ancak "The Wizard of Oz" (1939) adlı filmdeki masalın öncesini konu alan ve ne yazık ki çok abartılan "Wicked" (2024) adlı filmi çok beğendiyseniz bunu da beğenirsiniz...1812 yılında kitap olarak yayınlanan ancak kökeni çok daha eski olan bir Alman halk masalının en yeni uyarlaması...

Zeynep Değirmencioğlu'nun baş rolünde olduğu, Ertem Göreç'in yönettiği, Hamdi Değirmencioğlu'nun senaryosunu yazdığı "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler" (1970) bu Alman halk masalının bugün bile en iyi uyarlamaları arasında yer alıyor...Üstelik Ertem Göreç dev değil, mütevazı bir bütçeyle, bilgisayar efektleri ve yapay zeka imkanları olmadan masalı uyarlamıştı...

Snow-White and the Seven Dwarfs

Alman halk masallarını (Hansel ve Gretel, Rapunzel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler) köy köy kasaba kasaba dolaşarak kaydeden, derleyen Grimm kardeşler bu masalları kitap olarak yayınladılar...Yıl 1812'ydi...Napoleon Rusya seferindeydi ve 300.000 Rus Moskova'yı terk ettiğinden Napoleon ve orduları insansız şehre girdi...Sonrasında Ruslar şehri yaktı...

Pamuk Prenses masalının animasyonu 1937 de sadece ABD ve Kanada sinemalarında 62,608,696 seyirci buldu...

Grimm kardeşlerin yaptığını köy köy kasaba kasaba dolaşarak eski halk kültürünü (öyküler, masallar, fıkralar, şarkılar, türküler, melodiler) kaydeden , kayıtlara geçiren, derleyen, Pertev Naili Boratav ve Bela Bartok da yapmıştır...Ertem Göreç'in "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler"i (1970) 1937'nin animasyonunun harika bir live action-animasyon olmayan uyarlamasıydı...

Özdemir Birsel yapımcı, Güner Peyman sanat yönetmeni, Yıldırım Gürses müzik sorumlusu, Manasi Filmeridis görüntü yönetmeni, Hamdi Değirmencioğlu senaryo yazarı olarak bu filmde çalışmıştı...Zeynep Değirmencioğlu, Belgin Doruk, Salih Güney, Suna Selen, Ömercik, Hüseyin Baradan, Gülistan Güzey, Aydın Tezel, Ahmet Kostarika, Bahri Özkan, Osman Han bu filmde çeşitli rolleri üstlenmişti...Hamdi Değirmencioğlu Grimm masalını senaryoya uyarlarken esere William Shakespeare'vari unsurlar eklemişti...

“Ayşecik” filminin yönetmeni Memduh Ün anlatıyor:

“Sonra çekimin ilk günü geldi çattı. İşe Zeynep Değirmencioğlu’nun incir çalıp bahçevandan kaçtığı basit bir sahneyle başladık. Kız arada dönüp arkasına bakacaktı kaçarken.Tam 19 kere çektik.Zeynep Değirmencioğlu yapamadıkça benim de kafamın tası atıyor, gittikçe sinirleniyordum.Artık yenecek tırnağım kalmayınca döndüm babası Hamdi Değirmencioğlu’na, “Ya şu senin methettiğin, dünya çapındaki oyuncu kızın bu mu?” dedim.Bunun üzerine, ”Ya işte ilk gündür, şudur budur” diye kemküm etti Hamdi Değirmencioğlu, beni yumuşatmak amacıyla.Ertesi gün yeniden işe başladık.Olacak şey değildi, gözlerime inanamıyordum.O ilk günkü beceriksiz kız gitmiş, bambaşka bir çocuk gelmişti yerine. Korkunç yetenekli, her söylediğimi anlayan, oyununa kendinden mizansenler ekleyen bir çocuk gelmişti hem de.Onunla elli metrelik bir plan bile çektik, hiç unutmuyorum.Deneyimli oyuncuların bile kolayca başaramayacağı bir plandı bu.Zeynep Değirmencioğlu burada yalnızca karşılıklı konuşarak değil, yer değiştirerek, yürüyerek, durması gereken yerlerde durarak, üstelik de hiç yere bakmadan (oyuncuların durması gereken yerleri set işçileri yere tebeşirle işaretlerdi) oynadı, ne yapması gerekiyorsa onu en iyi biçimde yaptı ve hepimize parmak ısırttı…Filmin çekimleri uzun sürdü. Kırk günü aşmıştık neredeyse.Film çekim ortamı pek zevkli olmadığı için çocuk haklı olarak ışıklardan, karmaşadan sıkılmıştı.Her gün on dakikada bir “Çişim geldi!” demeye başlamış, alışkanlığa dönüştürmüştü bunu. Tamam, eninde sonunda dört buçuk yaşında bir çocuktu, göz yumuyordum, sesimi çıkarmıyordum, ama sürekli yineleniyordu bu, çalışmanın imkanı kalmamıştı.O zaman bir çare düşündüm.”Bak Zeynep, istersen donuna et, yarım saat geçmeden seni kesinlikle çişe göndermeyeceğim,” dedim ve uyguladım.Zeynep Değirmencioğlu’nu sete sabahları senaryo yazarı Erdoğan Tünaş getiriyordu, Erdoğan Tünaş Hamdi Değirmencioğlu’nun yakın arkadaşıydı, çekim sonrası Erdoğan Tünaş ile Hamdi Değirmencioğlu gazetelere beyanat verdiler, “Sadist rejisör çocuğumuzu çişe göndermiyordu!” diye…”

Son yılların en harika en başdöndürücü filmi "Flow" (2024) için yönetmeni "sadece 4 milyon dolarla ortaya çıktı" diyor..."Anora" (2024) 6 milyon dolarlık yapım bütçesiyle 5 Oscar ve Cannes büyük ödülü Altın Palmiye kazanmıştı...Sormak lazım "Snow White"ın 270 milyon dolarlık bütçesi nereye gitti?...Walt Disney hissedarlarını kazıklamak için yapılan bir naylon fatura filmi mi bu?

Flow, Nuhun Gemisi efsanesinin ve Homeros'un Odisseia destanının hayvanlar alemine uyarlandığı harika ötesi bir animasyon başyapıtı...1937'den bugüne çevrilmiş en iyi birkaç animasyondan biri...The Triplets of Belleville-Les triplettes de Belleville- Belleville'de Randevu (2003), The Illusionist- L'illusionniste (2010), "The King and the Mockingbird- Le roi et l'oiseau-Kral ve Kuş (1980) kadar usta işi...

Bridget Jones 4 (2025) Son derece eğlendirici bir romantik komedi...Hüzün, aşk, dram ve rüzgar gibi geçen zaman...Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir ömür...Mamma Mia! serisini beğendiyseniz bunu da seveceksiniz!

Çok desteğini gördüğüm Duygu Asena'nın kitabı "Kadının Adı Yok" 1987 Türkiyesinde çok satan olmuş ve kitabın sinema filmi uyarlaması da (yine çok desteğini gördüğüm Atıf Yılmaz imzalı film) Türkiye sinemalarında hasılat rekorları kırmıştı...

1996'da Helen Fielding'in kitabı "Bridget Jones'un Günlüğü" de genç bir kadının erkek egemen bir dünyada kariyer sahibi olma mücadelesini ve aşk hayatını anlatarak dünya çapında fenomen olmuştu...

Bridget Jones 4 sinema filmine kaynak oldu...150 milyon dolar harcanan 4 film dünya sinemalarında 878 milyon dolar hasılat elde etti...Türkiye sinemalarında ilk bölüm 348, ikinci bölüm 256, üçüncü bölüm 87, dördüncü bölüm 18 bin seyirci topladı...

Dört yıl önce eşi avukat Mark Darcy Sudan Darfur'da bir mayın kurbanı olan Bridget'ın iki çocuğunu büyütmeye çalıştığı bir dönemi konu alan dördüncü bölümde (2025) Oscar ödüllü Renée Zellweger,iki Oscar'lı Emma Thompson, Oscar ödüllü Jim Broadbent, Oscar ödüllü Colin Firth gibi seçkin oyuncular var...

Harold ve Maude (1971) filminde 79 yaşındaki bir kadına aşık olan 20'li yaşlardaki depresyonda bir delikanlı vardı...

Dördüncü Bridget Jones filminde (2025) 28 yaşındaki baby face, yeni Brad Pitt Leo Woodall (1996'lı) 55 yaşındaki Renée Zellweger'e (1969'lu) filmin senaryosu gereği aşık oluyor...

French Connection 2 (1975)

Harika ötesi bir devam filmi…95 yaşında kalp yetmezliğinden ölen alzheimer hastası Gene Hackman ve yönetmen John Frankenheimer bu filmin beş Oscar ödüllü ilk bölümünü aratmıyor…Marsilya da harika bir şehir ve filmin fonunda güzel bir Marsiya gezisi yapıyorsunuz…Frankenheimer, Tren, Mançuryalı Aday ve Ronin adlı filmleriyle sinemaseverleri daima memnun etmişti ya da daha doğru deyimle hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmamıştı...

Uyuşturucu kaçakçılarına esir düşen ve onlar tarafından sürekli olarak eroin iğnesi yapılarak tam bir eroin bağımlısı haline getirilen polis memurunun bağımlılıktan kurtarılması için uygulanan tedavi-terapi bölümü, onun eroin isteme krizleri görülmeye değer...

Lee (2023) Vietnam savaşında mayına basarak ölen Robert Capa (1913-1954) kadar ünlü savaş fotoğrafçısı Lee Miller (1907-1977) İkinci dünya savaşında İngiltere, Fransa ve Almanya'da görev almıştı...Titanic'in "Rose"u Kate Winslet bu filmde oğlu dışında her şeye zaman ayıran, ayırabilen acımasız bir anne rolünde!

Üstelik Lee Miller'ın kitle imha kamplarında çektiği barbarlık, vahşet, soykırım içeren hiçbir fotoğraf çalıştığı kadın moda dergisi Vogue tarafından yayınlanamadı...ABD ordusu sansürü milyarlarca insanın zulüm fotoğraflarını asla görmemesi gerektiğine karar verdi...Miller Hitler'in Berlin'deki sığınağında intihar ettiği gün (30 Nisan 1945'te) Hitler'in Münih'teki evinde banyo yaptı ve Hitler'in yatağında uyudu...Bu tesadüfi bir durumdu!