Bizans'a rahmet okutan siyasi entrikalar

1

Merkez Bankası’nın 19 Mart 2025'te yaklaşık 10 milyar dolar satmak zorunda kaldığı olaylar zinciri umarım ki 1994 ve 2001 ekonomik krizleri benzeri devasa bir krizi tetiklemez, beraberinde getirmez!

2

Ali Koç'un 17 Mart 2025 açıklaması da çok manidar çok anlamlı:

"Hukuk sistemi çalışmayan ülkelere yatırımcı çekmek kolay olmuyor.

Üzülerek söylüyorum. Yani buraya yatırımcı olarak geliyoruz, anlatıyoruz neler yaptığımızı, şimdi yatırımcı olarak önümüzü görebiliyoruz diyoruz.

İnsana, ülkeye baktığın zamanda öngörülebilirlik çok çok önemli. Hukuk çok çok önemli.

Ali Koç hukuk sisteminden dert yandı...

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç, “Hukuk sistemi çalışmayan ülkelere yatırımcı çekmek hiç kolay olmuyor” dedi.

‘Suçlanıyoruz, hedef gösteriliyoruz’

Koç Bloomberg yayınında şunları söyledi:

“Borsada bir hareket oluyor biz suçlanıyoruz, TÜSİAD’a bir şey oluyor biz hedef gösteriliyoruz. Yurt dışına yatırım yapıyoruz yok ülkeden kaçıyor diyorlar. Ne yazık ki öyle bir ülkede yaşıyoruz ki gerçekleri söyleyenler gerçek söylediğini ispatlamak zorunda kalıyorlar. Halbuki yalan söyleyenler, bilerek yanlış iddiada bulunanlar iddiaları ne yazık ki kamuoyunda tutabiliyor. Bu kadar işin içinde, bu kadar yatırım, bu kadar sorumluluk, bu kadar sorun içinde bir de gerçek olmayan şeylerin gerçek olmadığını ispat etmek için uğraşıyorsunuz.

Mesela Ford Otosan’a bakarsak bizim yatırım genişlememiz var buraya. Yok efendim Ford bizden hisselerini alacakmış, yok efendim Ford Koç’la ortaklığından memnun değilmiş. Bunların hepsi hurafe. Ford’un en önemli ortaklığı, en başarılı ortaklığı bizle yaptığı ortaklık.”

Yeni projeler için yatırımcı güveninin önemli olduğunu belirten Koç, hukuk sistemi çalışmayan ülkelere yatırımcı çekmenin güç olduğuna dikkat çekti.

İmamoğlu hakkındaki dava ve soruşturmalar

Çok okunan

İmamoğlu hakkındaki dava ve soruşturmalar

Koç’un açıklamalarından öne çıkanlar şunlar:

*Buraya (Romanya) yatırımcı olarak geliyoruz, anlatıyoruz neler yaptığımızı, şimdi yatırımcı olarak önümüzü görebiliyoruz diyoruz. Bizim ülkemizde çok daha büyük imkanlar var, ülke yatırımcısı, yabancı yatırımcı için. İnsana, ülkeye baktığın zamanda öngörülebilirlik çok çok önemli. Hukuk çok çok önemli.

*Hukuk sistemi çalışmayan ülkelere yatırımcı çekmek kolay olmuyor. Hiç kolay olmuyor. Bizim ülkemiz o kadar güzel bir ülke ki devletimizin yaptığı teşvikler, bence teşvikte belki de herkesten daha iyi durumdayız. Zaten potansiyel olağanüstü bir potansiyel.

*Vehbi Koç bize hep şey derdi: ‘Allah bize dünyanın en güzel ülkesini vermiş, yeterince kıymetini bilmiyoruz’. Bizim ülkemizde helvayı yapacak her türlü malzeme var. Çok şanslıyız. Müthiş ülkemiz var. Kültürüyle, coğrafyasıyla ama daha önemlisi ticari potansiyeliyle. Bir de devletimizin verdiği olağanüstü teşvikler var. Ama yatırımcı kendini güvende hissetmek istiyor. Yatırımcı önünü görebilmek istiyor. Yatırımcı yaptığı planları kısa aralıklar içinde revize etmek zorunda olmak istemiyor.

*Dünyada müthiş bir para var. Gidecek liman arıyor. Biz müthişiz. Dünyadaki yeni güçlerin, yeni kuralları, yeni ortamı dizayn ettiği bir ortamda batının özellikle Amerika’nın Çin’le olan sıkıntılarını biliyorsunuz. Bizim Batı ile Çin’in yaptığı ticaretin büyük kısmına talip olacak her türlü imkânımız, avantajımız, her şeyimiz var. Büyük fırsat sunuyor şu an içinde bulunduğumuz konjonktür. Tehlikeler de sunuyor başta bölgesel savaşlar olmak üzere ama bununla beraber özellikle ticari anlamda da politik konularda da müthiş fırsatların barındığı bir dönemden geçiyoruz. Onun için bizim daha büyük düşünmemiz lazım ülke olarak.

3

Cumhuriyetin kalkınma modeli, “bireylerin zenginleşmesiyle, devletin de zenginleşeceği,” beklentisi üzerine kuruluydu.

Mustafa Kemal Atatürk, kalkınmada milyonerlerin etkisinin olacağını düşünüyordu. Bu nedenle, 7 Şubat 1923’te verdiği Balıkesir Söylevi’nde zenginleşmenin ve milyoner olmanın önemine vurgu yapmıştı:

“Kaç milyonerimiz var? Hiç, Binaenaleyh biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Bilakis memleketimiz de birçok milyonerin hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız”

4

Malumunuz CHP'nin iki Cumhurbaşkanı müstakbel adayına da (Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş) yapılan çeşitli kamuoyu anketlerinde büyük bir halk teveccühü gösterilmesi hükümet kanadında derin bir hayal kırıklığı yarattığı gibi, AKP'nin yapmak istediği kökten anayasa değişikliği konusunda DEM (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) milletvekillerini ikna edememesi de tüm bunlara eklenmişti...

5

Kendisini Osmanlı'nın torunu olarak tanımlayan Erdoğan ömür boyu Cumhurbaşkanı olarak kalmak istiyor...

Alan Mikhail, "God's Shadow: Sultan Selim, His Ottoman Empire, and the Making of the Modern World-Tanrı’nın Gölgesi Yavuz Sultan Selim ve Bilinmeyen Hikayesi" adlı kitabında "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'nin 20. yüzyılda küresel nüfuzunu kaybetmesine laiklik ilkesinin getirilmesinin neden olduğunu" söylediğini yazdı...

10 Nisan 1928 tarihinde devletin bütün dinlere eşit mesafede olmasını sağlamak gerekçesiyle, 1924 Anayasasında yer alan “devletin dini İslamdır” ibaresi kaldırılmış ve laik hukuk devleti yolunda ilk adım atılmıştır...Devlet ve din işlerinin tam ayrımı, 5 Şubat 1937 tarihinde Türk Anayasasına dahil edilerek laiklik devrimi anayasal gelişimini kazandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Osmanlı mirasını devralmak niyeti gizli değil...

57 İslam ülkesinin Halifeliğine de talip kendisi...

1514'te İran'da Tebriz'i, 1516'da Cezayir'i (Barbaros kardeşler Yavuz Sultan Selim adına Cezayir'i fethetmişti) Suriye'yi, Damascus-Şam'ı, Halep'i ve Jerusalem-Kudüs'ü, 1517'de Kahire-Mısır'ı fetheden, 1517'de İlk Osmanlı Halifesi ünvanını elde eden Yavuz Sultan Selim'e ve Selim'in Emperyal ihtirasına Erdoğan'ın çok özel bir sevgisi, saygısı,hayranlığı ve bağlılığı var...

Yavuz Sultan Selim 1513'te kardeşleri Ahmet ve Korkut'u kendisine rakip olmamaları için öldürtmüştü...

1517'de Mısır'ın Yavuz Sultan Selim tarafından fethi ile birlikte Mekke ve Medine'nin hâkimiyeti de Memlüklulardan Osmanlılara devrolmuştu...

Osmanlı Akdeniz ve Karadenizi göl gibi kullanmış, üç kıtada dev bir imparatorluk kurmuş, 1488 ve 1565'te Malta'yı, 1683'te Avusturya Viyana'yı zaptetmeyi denemiş, 1396'da Bulgaristan'ı, 1458'de Yunanistan-Atina'yı, 1462'de Bükreş-Romanya'yı, 1475'te Kırım'ı, 1521'de Sırbistan-Belgrad'ı, 1522'de Egedeki 12 Adaları, 1526'da Macaristan'ı, 1551'de Trablusgarp'ı, 1571'de Kıbrıs'ı topraklarına katmış, Paris'teki, Champs-Élysées'deki atkestane ağaçları 1615'lerde sadece 27 yıl yaşayıp geride 23 çocuk bırakan Padişah 1. Ahmed'in (1590-1617) Marie de' Medici'ye (1575-1642) yolladığı atkestane fidanlarından elde edilmişti. Paris şimdi adeta bir at kestanesi ormanı...

Erdoğan Yavuz Sultan Selim'in kabristanına, türbesine pek çok kez ziyarette bulunmuştu...

Yavuz Sultan Selim'in babası 2. Bayezid 1481'de padişah olduğunda kardeşi Cem Sultan (Yavuz Sultan Selim'in amcası) öldürülmemek için Kahire'ye kaçtı...Cem Sultan Osmanlı padişah ve şehzadeleri arasında Hacca giden tek kişidir...

Erdoğan bir keresinde Amerika kıtasına Avrupalı Hıristiyanlardan (Kristof Kolomb'dan) önce Müslüman gemicilerin, denizcilerin ulaştığını söylemişti...

6

Şu anda Türkiye Cumhurbaşkanı olmak için gereken şartlar şunlardır:

40 yaşını doldurmuş olmak,

Yükseköğrenim mezunu olmak,

Milletvekili seçilebilme yeterliliğine sahip bir Türk vatandaşı olmak.

7

ANAYASAYI DEĞİŞTİRMEK İSTEYENLERİN ÇOK ÇEŞİTLİ TALEPLERİ

Kemal Kılıçdaroğlu'nun ittifak ve işbirliği yaptığı Gelecek Partili Ali Babacan 2023 Genel Seçimlerinde, defalarca "Anayasa'nın 42. ve 66. maddelerini değiştireceğiz" dedi...

İşte o iki madde:

MADDE 42- Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.

MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. (Son cümle mülga: 3.10.2001- 4709/23 md.) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.

AKP'li eski Başbakan Binali Yıldırım yeni anayasada Türk kimliğinin olmamasını ve ademimerkeziyetçiliği, diğer adıyla özerkliği savundu.

Binali Yıldırım, Anayasadaki Türk tanımına ve üniter yapıya karşı çıktı.

Yıldırım, yeni anayasada vatandaşlık tanımının değiştirilmesi gerektiğini şu sözlerle savundu:

“Bu milletin unsurları var. Bin yıldır biz topraklardayız. Kürtler var, Türkler var, efendim diğer Süryanisi var, Abazası var, Çerkezi var. Var oğlu var. Vatandaş tanımında Yeni anayasada elbette ki gözden geçirilebilir Bir etnik kimliği Tanımlamak Öne çıkarmak değil de Vatandaşlığı Etnik kimliğinin Kim olduğuna bakmaksızın vatandaşlığı Önceleyen Bir güncelleme yapılabilir Bu bazı etnik grupların kendilerini ihmal edilmiş düşüncesinden kurtarabilir.”

ÜNİTER YAPIYA KARŞI YERELE YETKİ DEVRİ

Yıldırım, tartışma yaratacak başka ifadeler de kullandı, ademi merkeziyetçiliği diğer adıyla özerkliği şu sözlerle sahiplendi: “Tabii yeni yapılacak anayasada belki de yapılması gereken önemli konulardan bir tanesi de şu olmalıdır. Yerel yönetimlere Adem'i merkeziyetçilik yani Her şeyi Ankara'dan kontrol etmek yerine bütün detayları kontrol etmek yerine yetki devrinin yapılması."

Binali Yıldırım ayrıca, yeni anayasada Tayyip Erdoğan'a yeniden Cumhurbaşkanlığı yolunun da açılması gerektiğini söyledi.

ADEMİMERKEZİYETÇİLİK NEDİR

Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasını savunan siyasi görüş. Özellikle planlama ve karar alma ile ilgili faaliyetlerin bir merkezden dağıtıldığı veya devredildiği süreçtir. Türkiye’de bu modelin baş savunucusu PKK terör örgütü ve DEM Parti’dir.

8

2001 EKONOMİK KRİZİ

Ecevit Başbakan ya da ana muhalefet partisi lideri olarak görev yaptığında ABD'nin "Türkiye'de haşhaş ekimi yasaklansın, Türkiye Yunanistan'ın NATO'ya dönüşüne Yunanistan'dan taviz ya da karşılık beklemeden onay versin" gibi isteklerine karşı çıkmıştı...

ABD Sovyetler Birliği uçaklarına Türkiye hava sahasını kapatabilmek için Süleyman Demirel'in 12 Mart 1971'de askeri darbeyle görevden alınmasını da sağlamıştı...Nihat Erim ve Naim Talu gibi halk oyuyla değil askeri darbecilerin görevlendirmesiyle başbakan olanlar da ABD'nin isteklerini emir telakki etmişlerdi...

Aziz Nesin'in "Zübük" adlı eserinin (1961) sinema filmi uyarlamasında (1980) Ecevit'in Demirel'in partisinden 11 milletvekiline bakanlık vererek hükümet kurması hicvedilmişti...Filmin yapımcısı Türker İnanoğlu, senaryo yazarı Atıf Yılmaz, yönetmeni Kartal Tibet ve baş rol oyuncusu Kemal Sunal'dı...

Ecevit, 1977'nin son günlerinde 11 milletvekilini transfer ederek (Adalet Partisi milletvekillerine bakanlık vererek) onları kendi hükümetine güvenoyu verme konusunda ikna etmişti...

Ocak 1978'de Süleyman Demirel hükümetini böylelikle yıkan, 1974'te şahıslara karşı işlenmiş suçları devlet adına affeden bir yasa çıkaran, iç savaş ortamına sürüklenen bir ülkede Süleyman Demirel ile milli birlik koalisyonu kurulmasına sıcak bakmayan, Fetullah Gülen tarzı tarikatların Türkiye Cumhuriyet için tehlike oluşturmadığına ikna olan Ecevit kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en iyi niyetli, yufka yürekli, kurnazlık, dalavere, üçkağıt nedir bilmeyen, hatta fazlasıyla çocuksu, saf denebilecek kadar temiz vicdanlı, temiz yürekli, İngilizceyi ana dili gibi konuşup yazabilen, yüksek seviyede bir entelektüeldi...Salvador Allende'nin "Toprak işleyenin su kullananın olmalı" fikrini ödünç almıştı...Ecevit, Kemal Tahir, Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu gibi deha çağındaki aydınların yoldaşlığına çok değer vermişti...

Ecevit ve eşi köylü, çiftçi sınıfının kazanç sağlayamadığı, çiftçinin ürettiğini üç kuruşa satın alıp, bunu nihai tüketiciye devasa karlar ekleyerek, otuzüç kuruşa satan ve böylelikle süper zenginler arasına katılan büyük tüccarları, aracıları, tedarik zincirlerini aradan çıkarmak ve çiftçilerin tarımdan, hayvancılıktan vazgeçmesini, büyük kente göç etmesini önlemek için çareler aramış, ancak bir çözüm bulamamış, çözüm geliştirmeyi başaramamıştı...

2001 bankacılık krizi öncesinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) hesabı olan yatırımcı sayısı 1 milyona ulaştığında piyasalarda büyük heyecan olmuştu.

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bürokratların önünde hükümeti yolsuzluklarla mücadeleyi engellemekle itham etmişti. 19 Şubat 2001'deki MGK toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında yaşanan "Anayasa kitapçığı fırlatma" kavgasıyla Türkiye, siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir siyasi ve ekonomik krize tanıklık etmişti...

MGK toplantısı öncesinde saat 09.30'da Başbakan Bülent Ecevit, Yardımcısı Mesut Yılmaz ile Cumhurbaşkanı Sezer'in odasına geçti...Cumhurbaşkanı Sezer, Ecevit ve Yılmaz ile sadece tokalaşmakla yetindi, buz gibi bir havanın estiği odada tek kelime konuşulmadı.

Toplantı saati geldiğinde Sezer, MGK salonuna doğru yöneldi. Ecevit ve Yılmaz da kendisini takip etti. Bu kısa yürüyüş sırasında Ecevit'in Sezer'e, "Yönetsel yetkilerimi kullanmayı engelliyorsunuz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulundan elinizi çekin" dediği duyuldu. Ancak Sezer, herhangi bir tepki vermedi.

MGK toplantısı başladığında, Sezer herkese "Hoş geldiniz" dedikten sonra, "Gündeme geçmeden önce söylemek istediklerim var" diyerek, önünde bulunan dosyayı açtı.

Sezer, Başbakan Ecevit'e dönerek, "Sayın Ecevit; bankalarla ilgili benim Devlet Denetleme Kurulunu devreye sokmama tepki gösteriyorsunuz. Siz, basına 'Denetimin denetimi mi olur?' diyorsunuz. Burada yapılan nedir? Hükümet olarak kamuoyu önünde beni küçük duruma düşürüyorsunuz. Beni yıpratmak için uğraşıyorsunuz" ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sezer, Ecevit'i ayrıca Beyaz Enerji operasyonunu yürüten Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı Talat Şalk hakkında soruşturma açtırdığı için de eleştirdi.

Ecevit, bu noktada Sezer'in sözünü keserek, "Konuşmanız bitti mi?" diye sordu. Sezer, "Hayır bitmedi" diyerek ses tonunu yükseltip devam etti ve "Bu yoksul halkın bankalarda 12 milyar doları gitti. Bugün hala kamu bankalarında yolsuzluklar oluyor. DDK (Devlet Denetleme Kurulu) devreye girdi diye niye rahatsız oluyorsunuz?" sorusunu yöneltti.

"O Anayasa'yı bir de biz görelim"

Ahmet Necdet Sezer, sözünün hemen ardından önünde duran Anayasa kitapçığını kaldırıp, "Denetimin denetimi mi olur diyorsunuz. Anayasa'nın 108'inci maddesi ortada. Bal gibi olur. Anayasa'yı bilmiyorsunuz, bu sözleri söylüyorsunuz," dedi.

Bu arada Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan araya girdi ve "O Anayasa'yı bir de biz görelim, anlayalım." diye konuştu.

Hüsamettin Özkan Sezer’e “Seni halk seçmedi, koalisyon ortakları buraya getirdi. Başbakanla bu üslupla konuşamazsın, nankör!” dedi...

Sezer, Özkan'ın bu sözüne sinirlendi ve elindeki Anayasa kitapçığını, Ecevit ve Özkan'ın bulunduğu yöne doğru fırlatarak, "Alın okuyun o zaman" diyerek sesini yükseltti. Anayasa kitapçığı Ecevit ve Özkan'ın arasına düştü.

Bu tavır üzerine Ecevit, sinirli bir şekilde masadan kalktı. Hemen ardından Mesut Yılmaz da kendisini takip etti. Başbakan Ecevit, kapıyı çarpıp salonu terk ederken, gerilim de arttı. Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, hemen devreye girip, Ecevit'in önüne fırlattığı Anayasa kitapçığını aldı ve Sezer'in bulunduğu yöne doğru aynı şekilde geri fırlattı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, kuvvet komutanları ve bürokratların gözleri önünde yaşanan tartışma sırasında Sezer, ellerini iki yana açıp, "Ben ne dedim ki, sadece olanları ve olması gerekenleri anlattım" sözleriyle görüşünü dile getirdi.

Ecevit, MGK toplantısından sonra kameraların karşısına geçip öfkeden titreyerek “Bugün son derece üzücü bir olay oldu. MGK toplantısının açılışında gündeme geçilmeden önce kamu görevlilerinin önünde Cumhurbaşkanı söz alarak son derece terbiye dışı şekilde ağır ithamlarda bulundu” demişti.Başbakan Ecevit müteakiben bir açıklama yaparak “Cumhurbaşkanı’nın MGK’yı bir arenaya çevirdiğini” açıkladı.

Başbakan Ecevit MGK toplantısında Sezer'in kendisine Anayasa kitapçığını fırlattığını söyledi.

Ecevit, Sezer'in "terbiye dışı bir üslupla" kendisine ağır ithamlarda bulunduğunu belirtti... Ecevit, "Ya kendisine aynı üslup içinde yanıtta bulunacaktım veya toplantıyı terk etmek zorunda kalacaktım," ifadesini kullandı.

Hüsamettin Özkan ise "Milli Güvenlik Kurulu toplantısında olmaması gereken bir şey yaşandı. Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'a yönelik üslubu, hele hele Anayasa'yı fırlatır gibi önüne atması kabul edilir gibi değildi. Ben bu davranışın terbiyesizlik olduğunu söyledim" açıklamasında bulundu.

Bu tartışmanın, ağız dalaşının Bülent Ecevit tarafından ilan edilmesinden hemen sonra Türkiye, tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Borsa endeksi düştü, repo faizleri tarihin en yüksek seviyelerine fırladı. Döviz kurları ve faizler tırmanışa geçti, istihdamda da derin ve bedeli ağır bir tablo ortaya çıktı.

Açıklamayla birlikte borsa çöktü,faizler % 760 ‘a fırladı.7.6 milyar dolar yabancı yatırım ülkeyi terk etti.Enflasyon % 150 yi buldu.1 milyona yakın çalışan işsiz kaldı. Dış borç bir anda Everest boyutları kadar arttı...Meşhur MGK krizi tarihe ‘kara Çarşamba’ olarak geçti. Cumhuriyet tarihinin bu önemli krizi yüz binlerce kişinin işsiz kalmasına, binlerce işyerinin kapanmasına vesile oldu.